Toplum Neden Her Konuda Bu Kadar Çabuk Uzman Oluyor?

Bir konu gündeme düşüyor.

Sabah öğreniyoruz.

Öğlene doğru fikrimiz oluşuyor.

Akşam uzmanıyız.

Ertesi gün de konu hakkında yanlış düşünenleri düzeltmeye başlıyoruz.

Üstelik konu fark etmiyor.

Ekonomi olabilir.

Futbol olabilir.

Sağlık, eğitim, hukuk, deprem, dış politika, çocuk yetiştirme, yatırım…

Bilgi alanımız geniş.

Çok geniş.

Bazen insan kendi cehaletinden şüphe ediyor.

Bilmek başka, fikir sahibi olmak başka

Fikir sahibi olmak için diploma gerekmiyor.

Zaten gerekmemeli.

Hepimizin yaşadığımız dünya hakkında düşüncesi, gözlemi, itirazı olabilir.

Sorun fikir sahibi olmak değil.

Fikir ile bilgiyi birbirine karıştırmak.

Bir şeyi duymuş olmak, onu bilmek değil.

Bir konuda üç haber okumak da yıllarca o konuda çalışmış olmakla aynı şey değil.

Ama galiba artık bilgiden önce kanaat üretiyoruz.

Sonra da kanaatimizi destekleyecek bilgiyi arıyoruz.

Böylesi daha kolay.

Çünkü öğrenmek insanı zaman zaman rahatsız eder.

Bilmediğini gösterir.

Kanaat ise rahatlatır.

İnsana bulunduğu yerden dünyayı açıklama imkânı verir.

Eskiden kahvehanenin bir sınırı vardı

Mahallenin kahvehanesinde de herkes her şeyi bilirdi.

Teknik direktörün kimi oynatacağını, hükümetin ne yapması gerektiğini, doların nereye gideceğini…

Ama kahvehanenin önemli bir özelliği vardı:

Sınırları belliydi.

Söylediğiniz söz üç masa ötede unutulurdu.

Şimdi kahvehane büyüdü.

Milyonlarca masası var.

Üstelik söylediklerimiz kayda geçiyor, paylaşılıyor, çoğalıyor.

Ses yükseldikçe bilginin de yükseldiğini sanıyoruz.

Oysa sesin desibeli ile fikrin ağırlığı arasında bildiğim kadarıyla hâlâ bilimsel bir ilişki kurulamadı.

Peki neden bu kadar eminiz?

Belki mesele bilgi değil.

Belki görünür olmak.

“Bilmiyorum” dediğinizde konuşma bitiyor.

Kesin konuştuğunuzda ise dikkat çekiyorsunuz.

İddialı cümle dolaşıma giriyor.

Tereddüt pek paylaşılmıyor.

Oysa hayatım boyunca gerçekten çok şey bilen insanlarda başka bir özellik gördüm:

Cümlelerinin içinde zaman zaman “bilmiyorum” vardı.

Çünkü bilgi arttıkça konunun sınırları da görünmeye başlıyor.

Az bildiğimizde dünya daha basit.

Her şeyin cevabı var.

İş dünyasında durum farklı mı?

Pek değil.

Toplantılarda da benzerini görüyoruz.

Konu hakkında en fazla konuşan kişi, her zaman konuyu en fazla bilen kişi olmayabiliyor.

Bazen gerçekten bilen insan biraz daha yavaş konuşuyor.

Çünkü söylediği cümlenin arkasından gelecek ikinci ve üçüncü sonucu da düşünüyor.

Yönetimde bunun bedeli sosyal medyadakinden daha ağır.

Yanlış yorumun altına birkaç cevap gelir.

Yanlış yönetim kararının altına ise para, zaman ve insan gider.

Bu yüzden yöneticinin önemli özelliklerinden birinin her konuda cevap vermek değil, doğru yerde soru sormak olduğunu düşünüyorum.

Hatta zaman zaman:

“Bu konuda yeterince bilgim yok.”

diyebilmek.

Garip ama bugün bunu söylemek neredeyse özgüven göstergesi haline geldi.

Belki biraz daha az emin olmalıyız

Dünyada çok şey oluyor.

Hepsini takip edemeyiz.

Hepsini bilemeyiz.

Hepsinin uzmanı hiç olamayız.

Ama gözlemleyebiliriz.

Sorabiliriz.

Dinleyebiliriz.

Ve gerektiğinde fikrimizi değiştirebiliriz.

Belki toplum olarak yeni bir meziyete ihtiyacımız var:

Her konuda konuşabilme özgürlüğümüzü korurken, her konuda uzman olduğumuz yanılsamasından vazgeçmek.

Çünkü bazen insanın bilgisini gösteren en kuvvetli cümle uzun bir açıklama değildir.

Tek kelimedir:

Bilmiyorum.

MaviSimya / İlker Erel

Scroll to Top