Bir şirkette ses yükselmiyorsa, herkes aynı fikirde olduğu için mi sessizlik vardır?
Yoksa kimse artık konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğine inandığı için mi?
Yöneticilerin en sık düştüğü yanılgılardan biri, sessizliği uyum olarak yorumlamaktır. Toplantı kısa sürüyorsa, kimse itiraz etmiyorsa, alınan her karar oy birliğiyle geçiyorsa işler yolunda sanılır.
Oysa yönetimde sessizlik, çoğu zaman sağlıklı bir ortamın değil, kaybedilmiş güvenin habercisidir.
İnsanlar fikirlerinin dikkate alınmadığını düşündüklerinde önce daha az konuşur, sonra hiç konuşmaz. Bir süre sonra da sadece kendilerine verilen işi yapar. Şirket dışarıdan bakıldığında düzenli görünür; içeride ise düşünce üretimi yavaş yavaş durmuştur.
İşin tehlikeli tarafı da burada başlar.
Çünkü hiçbir yönetici, kendisine söylenmeyen bir problemi çözemez.
Üretimde küçük bir hata büyür.
Müşteri şikâyetleri konuşulmaz.
Satış ekibi gerçek nedenleri paylaşmaz.
Finans riskleri geç fark edilir.
Orta kademe yöneticiler sorunları yukarı taşımak yerine kendi içinde çözmeye çalışır.
En sonunda yöneticinin önüne gelen dosyalar eksiksizdir ama gerçekler eksiktir.
Bu nedenle iyi yönetilen şirketlerde amaç, herkesin aynı şeyi düşünmesi değildir.
Amaç, insanlar farklı düşündüğünde bunu rahatça söyleyebilecek bir ortam oluşturmaktır.
Bir yöneticinin zaman zaman kendisine şu soruları sormasında fayda vardır:
- Son üç ay içinde bana kim itiraz etti?
- Son kararlarımızdan hangisi ekipten gelen bir görüşle değişti?
- Kötü haber bana ne kadar sürede ulaşıyor?
- Toplantıda konuşulanlarla koridorda konuşulanlar aynı mı?
Bu soruların cevapları, şirketin kültürünü gösteren finansal tablolardan daha değerli olabilir.
Çünkü bilançolar geçmişi anlatır.
Sessizlik ise geleceği.
Şirketler çoğu zaman büyük krizlerle değil, uzun süre konuşulmayan küçük sorunların birikmesiyle zor duruma düşer.
Bu nedenle yöneticiler için en güven verici toplantı, herkesin onayladığı toplantı değil; farklı görüşlerin rahatça dile getirilebildiği toplantıdır.
Çünkü bazen en değerli cümle, planlanan sunumun içinde değil, “Ben farklı düşünüyorum.” diye başlayan cümledir.
Belki de bu yüzden iyi yöneticiler, kendilerini en çok alkışlayan ekiplerden değil; gerektiğinde itiraz edebilen ekiplerden güç alırlar.
Çünkü bir şirketi ayakta tutan sadece doğru kararlar değildir. Yanlış kararların zamanında fark edilmesini sağlayan kültürdür.
Bugün birçok yönetici performans raporlarını, satış rakamlarını ve finansal tabloları dikkatle inceliyor. Oysa şirketin geleceğini gösteren başka bir gösterge daha vardır.
İnsanlar hâlâ konuşuyor mu?
Çünkü konuşmanın bittiği yerde sorunlar bitmez.
Sadece görünmez hale gelir.
Ve görünmeyen sorunlar, bir gün herkesin görebileceği krizlere dönüşür.
Şirketleri sessizlik büyütmez. Güven büyütür. Güvenin olduğu yerde ise insanlar konuşmaktan korkmaz.
İlker Erel
MABED Yönetim ve Eğitim Danışmanlığı
